Anasayfa
SANIRIM ÖYLE PDF Yazdır e-Posta
Pazar, 04 Aralık 2011 19:22

Herkesin kendini kötü hissettiği günler vardır.Böyle günlerde kendimizi yanlız, berbat, huysuz, bitkin, küçücük, önemsiz ve her şeyin ulaşamayacağımız kadar yükseklerde olduğunu düşünürüz. Karşımıza bir türlü beklediğimiz fırsatlar çıkmaz, güne başlamayı hiç istemeyiz. Garip bir paronaya içinde, canımızı sıkacak bir olayla karşılaşacakmışız gibi oluruz. Kendimizi hayal kırıklığına uğramış ve endişeli hissederiz ki, tırnak yeme alışkanlığımız ,bir anda yerini, kocaman bir kaç dilim çikolatalı pastayı yutuvermemize neden olacak çılgınlığa bırakıverir !

Mutsuzluk okyanusunda yüzerken göz yaşlarımızla boğulacak gibi oluruz. Kendimizi hayatın içinde, amaçsız oradan oraya sürüklenirken buluruz. Sabah uyandığımızda iyi görünmeyen bir yüz.. Yüzümüzde yeni bir kaç kırışık.. O da ne ! Kilo almışız.. Ya burnumuzdaki o kocaman sivilceye ne demeli ! Ih ! Yeni sevgilimizin adını da bir türlü hatırlayamayız. Yeni çektirdiğimiz fotoğraflar da çok kötü, saçlarımız da mısır püskülü gibi. Ümitsiz bir halde, başımız çatlarcasına ağrımakta,omurgamızda bir disk kaymış, nefesimiz kokmuş, dişimiz dayanılmaz şekilde zonkluyor, kronik gaz şikayetimiz dayanılmaz noktada, dudaklarımız kurumuş, nedenini bilmediğimiz ,bizden hiç hoşlanmyan birileri var.

Ah ! Ne yapmalı? Diğer pek çok insan gibi, kendimizi bir şeylerin ardına saklayıp, bir şeylerin kendi kendine düzeleceğini düşünürüz. Yaşamın geri kalanını hiç bir şey yapmadan, gözümüz hep arkada, kötü bir şeylerin olacağını düşünerek geçiririz.

Bütün bunlar o kadar aptalcadır ki, bir kez genç olunur ve asla iki kez yaşlanmayız. Köşeyi döndüğümüzde bizi ne olağanüstü şeylerin beklediğini bilebilir miyiz? Her şey bir yana, yaşam inanılmaz keşiflerle, hayal bile edemeyeceğimiz mucizelerle doludur. Bizi mutlu edecek mis gibi kokular, paylaşılacak enfes atıştırmalıklar vardır.

Hey ! Çok zengin olabiliriz,bir star...! Kulağa hoş geliyor; öyle değil mi? Durun bunlardan fazlası da var ! Oynayacağımız oyunlar, yoga, treeking, çılgın içten gelen danslar ve hepsinden öte romantizm var. Sevdiğinizin gözlerinin içine bakarak geçireceğiniz anlar, kulağa fısıldanan tatlı sözler,kucaklaşmalar, öpücükler, öpücükler ve daha çok öpücükler var. Bir iki hafif aşk ısırığı ve şey ...İşte neyse ...:-) Pekiyi bu mükemmel,huzur dolu, sıcacık anları başka nerede bulabilirsiniz?

Kolay.

Öncelikle başımızı ağrıtan meseleleri bir yana bırakalım. Şimdi güzel bir müzik dinleme zamanı. Mesela.. Chopin, Beethoven..Gevşeyin.. Bir kaç derin nefes alın,meditasyon yapın, ya da kafanızı boşaltmak için yürüyüşe çıkın, duygusal çöplerinizi boşaltın, olayları başka açıdan görmeye çalışın. Belki de hatalı olan sizsinizdir,özür dileme büyüklüğünü gösterin. Eğer hatalı olan karşınızdakiyse dik durup (bu doğru değil;artık buna katlanamayacağım) deyin. Bazen zorlayan olun, arada sırada homurdanabilirsiniz de. Kendinizle gurur duyun, gülme yeteneğinizi asla kaybetmeyin. Olumlu insanlarla ilişki içinde olun. Her gününüzü son gününüz gibi yaşayın, çünkü; bir gün son günümüz olacak. Yutamayacağınız kadar büyük lokmayı ısırmaktan korkmayın. Büyük riskler alın. Asla duraksamayın. Öne çıkın. Kendinizi yeni deneyimlerin önüne atın.

Her şey bir yana yaşam da bu değil mi zaten?

SANIRIM ÖYLE...


YAŞAMAK ŞAKAYA GELMEZ / Nazım Hikmet

yaşamak şakaya gelmez,

büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın

bir sincap gibi mesela,

yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,

yani bütün işin gücün yaşamak olacak.



yaşamayı ciddiye alacaksın,

yani o derecede, öylesine ki,

mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,

yahut kocaman gözlüklerin,

beyaz gömleğinle bir laboratuvarda

insanlar için ölebileceksin,

hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,

hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,

hem de en güzel en gerçek şeyin

yaşamak olduğunu bildiğin halde.



yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,

yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,

hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,

ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,

yaşamak yanı ağır bastığından.



diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,

yani, beyaz masadan,

bir daha kalkmamak ihtimali de var.

duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini

biz yine de güleceğiz anlatılan bektaşi fıkrasına,

hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,

yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz

en son ajans haberlerini.



diyelim ki, dövüşülmeye değer bir şeyler için,

diyelim ki, cephedeyiz.

daha orda ilk hücumda, daha o gün

yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.

tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,

fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz

belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.



diyelim ki hapisteyiz,

yaşımız da elliye yakın,

daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.

yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız,

insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla

yani, duvarın ardındaki dışarıyla.



yani, nasıl ve nerede olursak olalım

hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...



bu dünya soğuyacak,

yıldızların arasında bir yıldız,

hem de en ufacıklarından,

mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,

yani bu koskocaman dünyamız.



bu dünya soğuyacak günün birinde,

hatta bir buz yığını

yahut ölü bir bulut gibi de değil,

boş bir ceviz gibi yuvarlanacak

zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.



şimdiden çekilecek acısı bunun,

duyulacak mahzunluğu şimdiden.

böylesine sevilecek bu dünya

"yaşadım" diyebilmen için...

 

Değerli yazarımız Nadire Uygun Kuş 28 Kasım 2010 tarihinden buyana bizlerle beraber.

Yazarın Diğer Yazıları

Yorum ekle