| GEÇMİŞİN VE ŞİMDİNİN IHLAMUR ÇİÇEKLERİ, SEN VE BEN |
|
|
|
| Salı, 05 Temmuz 2011 15:12 | |||
|
Yaşamın boyunca yapmayı düşünmediğin, aklinin ucundan geçmeyen, seni senden alıp seni hiç tanımadığın bir “sen” ile yüzleştiren, hayat boyu tecrübe etme ihtimalin olmayan, yaşam alışkanlıklarına hep uzak kalan, lezzetini, kokusunu, rengini, senden ne kadar önemsiz ve senin onun yanında ne kadar gereksiz olduğun bir şey dene hayatinin bir anında!
M.Chagall- "Volare", 1909 Odanın dört duvarından, evinin dört duvarından, şehrinden, yurdundan çıkarıp başını, cesaretini toplayan küçük bir kaplumbağa gibi, sana yük olan sırtında taşıdığın ne varsa, her şeyi olduğun yere yığarak, bırakarak gitmeyi dene hayatinin bir anında! * * * Arabayla hızla geçtiğin yol kenarındaki azametli ağaçları gördüğünde bir an durdun ve:- Gel, dedin.Dar, ağaçlı bir yolun kenarında bıraktığımız araçtan ikimiz de indik ve yolun karşısına geçtik. Yol boyunca göğe yükselen ve artlarında ne olup bittiğini gizleyen ağaçların gerisinde akşam güneşinin altına çaldığı uçsuz bucaksız buğday tarlalarına bakindik. Topraktan altın renkli bir buğday çekip aldın ve bana verdin. Usul rüzgarın ritmiyle hep ayni yöne salınan buğdaylardan biri elimde, bu koca tarlanın nasıl yediğimiz ekmeğe, o lezzetli tatlıların, böreklerin içindeki, annemin ak saçları gibi bembeyaz una nasıl dönüştüğünü düşündüm. Bir buğday sapının o an annemi hatırlatması ne garip!Elimdeki buğdaya kendimi kaptırmışken, gördüğünde arabayı durdurup bana göstermek istediğin asil şeyi, o azametli ağaçların üzerindeki minik sarı çiçeklerin kokusunu fark edip toparlandım.- Bak! Ihlamur!öğrendiğin birkaç güzel türkçe kelimeden biri. Söylerken zorlandığın ama diline yakışan ve beni o an hayrete düşüren bir kelime: Ihlamur! Ne güzel bir ağaçmış Ihlamur ağacı!!! O güne kadar hiç görmediğim ama defalarca o kırılgan, ince, narin yapraklarına ve kuru çiçeklerine dokunup defalarca minik bir limon dilimiyle hazırlayıp sıcacık yudumladığım o keyifli lezzetin, ıhlamurun gölgesinde kalakaldım...
Ihlamur ağaçları, Sen ve Ben (figurler C.D. Friederich eserlerine aittir) - Hava kararıyor, yolumuz uzun. Bir daha ki gelişimizde, bu kış için biraz ıhlamur toplayalım buradan, dedinve yolun diğer tarafında yine bir ıhlamur ağacı altındaki aracımıza binip yolculuğumuza kaldığımız yerden devam ettik. O yoldan defalarca geçmemize rağmen yolun her iki tarafı boyunca uzanan o ağaçların ıhlamur ağacı olduklarını ilk kez bugün fark ettik. Elimdeki minik sari çiçeği ve iki ince uzun yaprağıyla bize eşlik eden küçük ıhlamuru, arabanın saat göstergesi yanına bıraktım ve yol boyunca alıp alıp kokladık.* * *- Uzun bir tatile ihtiyacım var!Dediğinden beri çoktan nereye gideceğimiz belliydi. Bu sabah bilgisayarı açıp maillerime bakarken halandan gelen minik bir mesaj gördüm, şöyle diyordu;- Sizi büyük bir keyifle bekliyorum...çantalarımız neredeyse hazırdı. Ertesi gün, ihtiyacın olan o uzun, çok da uzun sayılmazdı aslında -yalnızca dokuz günlük bir tatile çıkıyoruz. Hala, kuzen ve kuzenin on yaşındaki kurt köpeği “Ateşte” bizi bekliyor. Ferrari'nin Maranello kasabasına çok yakınlar.Yolumuzu uzatmayı çok sevdik bu kez çünkü garajda uzun süreden beri seni bekleyen motorunla çıkıyoruz tatile. Motorla seyahat ettiğimiz günler boyunca hep şehirler arası otobüs yolculuklarım geldi aklıma; mide bulantım daha otobüse attığım ilk adımda, koltuk numaramı ararken baslar; yol boyunca dayanılmaz boyutlara ulaşır; molalarda inip taze havayı içime çektiğimde kendime gelirdim. O molaların bitişini anons eden ses, yeni bir mide bulantısının da habercisi olurdu. Otobüslere sinen nefesler, her zaman midemi bulandırırdı.Simdi ise kaskımın içinde taze ot kokularını, yeni biçilmiş ekinleri, traktöre benzer bir makinenin tüm kış hayvanların yemesi için hazırladığı kocaman yuvarlak saman palyalarının kokularını, çiçeklerin, yol boyunca içinden geçtiğimiz kasabalardaki dükkanlarda pişen pizza ve yemek kokularını içime derin derin çekerek seyahat ediyorum.Bana o ıhlamur ağaçlarını gösterdiğin günden beri, her gittiğimiz yerde bir ıhlamur ağacı bulmaya çalışıyorum. O uzun seyahatimiz boyunca, hızla geçtiğimiz yerlerde kokusunu duyduğum her ıhlamur ağacını, omuzuna dokunup sana haber verişimi her seferinde neşe ve ilgiyle karşılaman beni yeni ıhlamur ağaçları bulmam için cesaretlendiriyor.Bir tanıdığımın yıllar önce, Niğde'deki evlerinin bahçelerinde kocaman bir ıhlamur ağacı olduğunu, anne ve babasının her yaz o ağacın gölgesinde nasıl dinlendiklerini anlatışını hatırlıyorum. O anne ve babanın, o ıhlamur ağacı gölgesinde otururken ıhlamur çiçeklerinin soludukları havaya karışan taze, dumansı kokusunu simdi ben de biliyorum.Ama geç kaldık biriciğim! Simdi ıhlamur çiçeklerinin her biri çoktan tohuma kaçtı. O yoldan geçtiğimizde bu kış içmeyi düşlediğimiz ıhlamurları vaktinde toplayıp kurutmaya geç kaldık! Yağan yağmurlarla dallarda tek tük kalan çiçekler de döküldü. Yol kenarları toza dönüşen sari kuru ıhlamur çiçekleriyle dolu simdi. Doğa bizi yine beklemedi...Ama söz sana! Yeni ıhlamur ağaçları bulacağım. Gölgesinde oturup dinlenebileceğimiz bir ıhlamur ağacı. Ellerimle dallarından kopup uçuşarak saçlarının arasına karışan mis kokulu ıhlamur çiçeklerini toplayıp sana taze bir ıhlamur çayı demleyeceğim. Bardağının dudak payı kısmına iliştirilmiş ince bir limon dilimiyle, şekersiz bir bardak ıhlamur çayı..
Bu tadı ne severdi annem de! Her sabah kahvaltısında, hep ayni bardakla annemin yudumladığı bu lezzeti, şimdi ben sana hazırlayacağım. Peki sen hazır mısın, sana anlatacağım “ıhlamurun hikayesi”ni dinlemeye?
|
|||
| Son Güncelleme: Salı, 05 Temmuz 2011 16:14 |
Yorumlar
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.