Çanakkale Çevre Platformu Zeytin Konusunda Endişeli

17.06.2017

Çanakkale Çevre Platformu Zeytin Konusunda Endişeli

Çanakkale Çevre Platformu adına basın açıklaması yapan ZMO Çanakkale Şube Başkanı, Dönem Sözcüsü Prof. Dr. Türker Savaş gündemde olan zeytin ağaçları ve yasa tasarı konusunda endişelerinin olduğunu söyledi.

 

Çanakkale Çevre platformu Basın Açıklaması

Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından hazırlanan “Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” nın, 3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanunda değişiklik öngören maddesi kamuoyundan  gelen tepkiler üzerine alt komisyona sevk edilmiş ve varılan mutabakatla  söz konusu madde tasarı metninden çıkartılmıştır.Söz konusu tasarının 30 uncu maddesi ile 4342 Sayılı Mera Kanunun 14. Maddesine getirilmek istenen değişiklikle Endüstri Bölgeleri, Teknoloji Geliştirme Bölgeleri, Organize Sanayi Bölgeleri, Serbest Bölgeler ve yerleşim alanları içerisinde kalmış sanayi siteleri ve münferit sanayi işletmelerinin yerleşim yeri dışına çıkarılmaları gerekçesi ile meraların bu amaçla kullanılmasının önü açılmak istenmiş; ancak benzer şekilde bu madde de tasarıdan çıkartılmıştır.

Her iki karar da memnuniyet vericidir. Zeytin yasasında yapılmak istenen değişiklik konusunda kamuoyu her yönüyle bilgilendirilmiştir. Ancak meralar konusu biraz sahipsiz kalmıştır. Bu nedenle bu açıklama ile meraların durumu kamuoyu ile paylaşılmak istenmiştir.

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Bitkisel Üretim Genel Müdürlüğü verilerine göre ülkemizde 1970 yıllarda 21.698.400 hektar büyüklüğünde olan mera varlığımız günümüzde 10.348.169 hektara gerilemiştir. Sadece 2001 yılından günümüze değin mera varlığındaki azalma %29,2 oranındadır. Mera alanlarındaki azalmalara bölgeler üzerinden bakıldığında en yüksek mera kaybı %51,6 ile Ege Bölgesinde olup bunu sırasıyla %49,2 ile Marmara ve %45,4 ile Güney Doğu Anadolu Bölgeleri izlemektedir.

Tasarının 31 inci maddesi ile Mera Kanununun 30 uncu maddesinde değişiklik yapılması hedeflenmekteydi.  Mera Kanununun 30. maddesi mera dışına çıkartılacak parseller için 20 yıllık ot geliri bedeli alınmasını düzenleyen maddedir. Tasarıyla mera alanları bedelsiz olarak mera vasfı dışında kullanılabilecekti. Tasarıdaki ek madde olmaksızın ve 20 yıllık ot bedeli alınmasına karşın mera varlığımızdaki azalmalar ortada iken yasalaştırılmak istenen tasarı mera alanlarının bedelsiz, sınırsız ve geri dönüşümsüz olarak elden çıkmasına yol açacaktı..

Üzücü olan Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca hazırlanmış tasarıya Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının sessiz kalmasıdır. Tarım Arazilerinin Korunması ve Gıda Güvenliği konuları hakkındaki kamu spotları ile televizyonlarda sürekli yayınlanan Tarım Bakanlığı gerek zeytin ve gerekse mera kanunlarında değişiklik yapılması hakkında bu güne değin sessizliğini “KARARLI” bir şekilde sürdürmektedir.

Ülke tarımımızın geldiği noktada büyük katkıları olan Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı zeytinliklerin ve meraların korunması konusunda “taraftır”. Konuyla ilgili yetki, kanun ile kendisine verilmiştir. Ancak üzücü bir şekilde GTHB kanunlarla kendisine verilen görevi yerine getirmemektedir.

Bugün ülkemize buğdayın, mercimeğin, canlı hayvanın vs. ithalatla dışardan getirildiği kamuoyu tarafından bilinmektedir. Mera alanları ucuz ve kaliteli kaba yem hammaddesi yanında gen kaynağı olması, canlı yaşam alanı sunması, erozyonu önleme ve hava kalitesini arttırma gibi sayısız faydalar sunmaktadır.

Küresel kuraklığın giderek önemli bir tehdide dönüştüğü günümüzde mera alanları otsu bitkiler sayesinde hızlı ve bol miktarda biyolojik kütle üretebilme yetisine sahiptirler;  bu ise çevre ve insanlık için çok büyük önem taşımaktadır.

Ancak tasarıdan çıkarılmayan ve geleceğimizi olumsuz etkileyecek bir madde bulunmaktadır. Tasarının 26. maddesi, 3621 sayılı Kıyı Kanunu’nda da değişiklik yaparak, kıyılarda sağlık tesisleri ve endüstri bölgelerinin yapılmasının önünü açmaktadır. Bu durum ekolojik açıdan hassas ve değerli kıyı ekosistemlerinin tahrip edilmesine neden olacaktır.

İşte bu ve benzeri gerekçelerle toplumun genelini ilgilendiren,geleceğimize büyük bir tehdit oluşturan bu tip düzenlemelerin verimli ve bilimsel tartışma ortamlarında değerlendirilerek, “ben yaptım oldu” anlayışından uzak bir şekilde, sektör bileşenlerinin geniş çaplı katılımları ve geniş bir toplumsal kabul ile gerçekleştirilmesini gerekmektedir.

YORUMLAR

İsminiz

 

E-Posta Adresiniz

Yorumunuz